
hepsi gitti.
fotoğraflarımın büyük bi' kısmı, şarkılar, onlar, bunlar, şunlar... virüs üs olarak benim bilgisayarımı seçmişti. masa üstü siyahlara bürünmüştü. kaçınılmaz son; format. şah mat yaptım, "beyaz kale" ile vedat abi'yi. epey uzun sürünce (vista) formatisyenin sıkılmaması için muhabbet kaçınılmaz oldu ama gel gör ki kedi'den korktu. neden? diye sordum, anlatmaya başladı. ilkokula giderken; altı tane annesi ortalarda görünmeyen kedi yavruları bulmuş, sonra "ben eve gelince bunları yine burda bulmalıyım" diye altısını da iplerle birbirine bağlamış.. geldiğinde güllerin yanında altı ölü kediymiş, karşılaştığı manzara, dikenlerin parçaladığı sadece kediler değilmiş, düşleriymiş. o gün bugündür anlaşamıyoruz, kedilerle, dedi. "ama seni sevdi" dedim, derim, demişimdir. küçükken hayvanlarla ilgili travma sayılabilecek bi' vak'a başıma gelmediği için, gerçek travmaların daha gelişmiş hayvanlardan gelebileceğini bildiğim için, belki de sadece gramatik asaletten yoksun oldukları için daha kolay onlarla anlaşmak, bana göre.
