31 Mart 2008 Pazartesi

ara'maya inan


hepsi gitti.

fotoğraflarımın büyük bi' kısmı, şarkılar, onlar, bunlar, şunlar... virüs üs olarak benim bilgisayarımı seçmişti. masa üstü siyahlara bürünmüştü. kaçınılmaz son; format. şah mat yaptım, "beyaz kale" ile vedat abi'yi. epey uzun sürünce (vista) formatisyenin sıkılmaması için muhabbet kaçınılmaz oldu ama gel gör ki kedi'den korktu. neden? diye sordum, anlatmaya başladı. ilkokula giderken; altı tane annesi ortalarda görünmeyen kedi yavruları bulmuş, sonra "ben eve gelince bunları yine burda bulmalıyım" diye altısını da iplerle birbirine bağlamış.. geldiğinde güllerin yanında altı ölü kediymiş, karşılaştığı manzara, dikenlerin parçaladığı sadece kediler değilmiş, düşleriymiş. o gün bugündür anlaşamıyoruz, kedilerle, dedi. "ama seni sevdi" dedim, derim, demişimdir. küçükken hayvanlarla ilgili travma sayılabilecek bi' vak'a başıma gelmediği için, gerçek travmaların daha gelişmiş hayvanlardan gelebileceğini bildiğim için, belki de sadece gramatik asaletten yoksun oldukları için daha kolay onlarla anlaşmak, bana göre.


29 Mart 2008 Cumartesi

ve burdayım...

1910 yılında yazılmış bir Henri Bertrand hikayesi
"ilkbaharın birinci günü, ırk farkı olmadan, halk için bir bayram vesilesidir. senenin başlangıcı, güneşin koç burcuna girdiği zamana tesadüf edince, bütün Asya için vaziyet aynıdır. herkes birbirini tebrik eder ve kırlara çıkar" ile başlıyor.
ama bugün çarşıya gittim annemin aldığı ama sonra beğenmediği pantolonu değiştirip yerine kendime hiç istemesem de bi' şeyler almak için. bahar gelmişti gelmesine şehre ve beni kimse tebrik etmiyordu. kimse kimseyi tebrik etmiyordu, kime neydi, bananeydi, bahaneydi belki de. "newruz" diye yazmışlardı, kürtleredestekemekçileri diyordu, tabelalar. çoktular, insanlar ve de vardılar...
gitmek istiyorum. ...sonra tekrar gitmek. tekrar... gitmek arzusu öyle dolduruyor ki benliğimi bazen "o" oluyorum, ben kalamıyorum.
Tevfik Fikret; kuşa benzetiyor, beşeri. "doymaz beşer dedikleri kuş i'tilalara, uğraş, didin, düşün, ara bul, koş; atıl, bağır, durmak zamanı geçti, çalışmak zamanıdır..." diyor. sözünü dinliyorum.
geceleyin gökyüzünden güneş toplayan çocuklar, sabah gelince topladıklarının bi' avuç ateş böceği olduğunun farkına varır. okuyacaksan böyle oku beni okuyucu. çünkü sadece günlüğüm burası benim. sana gül bahçesi vadetmedim! (sonra bi' s.kime benzemiyor deme diye uyarı mahiyetinde)