25 Nisan 2008 Cuma

sen-ar-yok

geçenlerde kafka ile dertleşiyoruz. dünya dedim, madde yığını olarak gördün o kadar yıl geçirdiklerini bilmiyorum ee dedim ne oldu, gençliğimde dedi yaşam görüşü kazanmak isterdim bunu dilerdim zerrişte dedi. ve ekledi insanların uğradığı en büyük zarar olanı yaşadım ben. yalnızlaşmayı... gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar kadar mı? daha fazla daha sönük dedi.
o kadar kalabalıktı ki. edip'in "iki ada"sına karşılık on iki adamız olmadı mı yıllarca? bu bir ay geçmeli, sakin olmalıyım. biraz sukunet gerekli. biraz düşünmemek. biraz böyle şeyler. biraz öyle. birlikte boğulmak gibi yoksa birlikte mi devam etmek ama ben ne yapacağım, kendimle?
niye bu kadar uzak geliyor, gitmiyor yakına, bu kez de sen bak. biraz fizik, kafka?
ruh oldun sadece. işte. öyle. kelimeler ne kadar güzel. sadece onlarda boğulmak varken neden yokuz. çalıyor boyuna, kafka. müzik hep var daha niceleri var. "kolunda bir çilek sepeti"
az geliyorum kendime. gelemiyorum kendime. "başla... başla... başla..."

büyürken niye iyiye değil kötüye gidiş? neden bir foton bile değilim? sadece bir elektron sökebiliyor. besliyor, büyütüyor. acı çekmeden sınanmak zamanda, bu çağda doğanlara ek puan geliyor mu? kimseye sorulmaz, kendinden başka. "başka... başka... başka..."

söz veriyorum, kaybetmeyeceğim. söz veriyorum kalacaklar. söylemeyeceğim, yanımdakilere, orasında burasında olacaklar hayatımın, susacağım.

sustum, şimdilik.

dünlük

saat 3,5'a geliyor. sabah olanlardan başlamalı anlatmaya. bu kadar yoğun bi' gün yaşayacağımı önceden bilseydim başlamazdım bile. üçüncü ders matematik yazılısından çıktıktan sonra fizik çalışmaya başladım. öğleden sonraki üç dersin birincisini atlattıktan sonra müdür yardımcısı çıkageldi, sekiz kişiyi de ben de varım içlerinde gönderdi, "hadi izinlisiniz." dedi. bir sevinç, bir coşku patlaması oldu o an. erkenden eve kavuşacak olmanın mutluluğuydu. ama ne oldu!
iki otobüs uzaklığındaki okulumdan, havadaki sıcak rüzgardan nefret ediyorum çığlıkları yankılanırken içimden, alışveriş yapmaya karar verdim daha doğrusu annemin siparişlerini marketten alma hadisesi. dört poşet artı bir sırt çantası apartmanın girişinde belirirken ben, dank ediyordu kafama ötekisi. anahtarı almamıştım ki bugün! yüklerimi fotoğrafçıya bırakıp hemen internet cafeye gittim, perdeciye benzeyen. yanına oturduğum kız bana gülümsedi. "nerden tanışıyoruz?" diye sordum aslında kıllanmıştım, durup dururken neden gülüyordu, bu kız! "galiba birisine benzettiniz" diye cevabı yapıştırdı sonra tofita ikram etti, almadım, karşı bakkaldan aldığım vişne suyunun pipetini hırsla sömürmekle meşguldüm. ne yazık ki bağlantı sorunluydu, başka masaya geçtim o da sorunluydu bir başkasına geçtim. yanımda başka bir kız vardı şimdi ve neydi benim bu kızlardan çektiğim! kulaklığım ilgisini çekmiş olacak ki, "ne dinliyorsannnn" sorusuna maruz kaldım, başımdan savmak, muhabbete girmemek için "bunları atayım bilgisayarına al sen de dinle" diye karşılık verdim. iki dakika sonra yaptığım hatayı anlamıştım. "burdağğ resüm var ahihihi" dedi, ikinci dank gelirim dememişti. kardeşimin arkadaşı gelmişti geçenlerde şarkıları, fotoğrafları kısaca çocuğun tüm flash belleği c/p teknolojisi sayesinde benimkine aktarılmıştı tembel kardeşimse daha bilgisayarına kaydedememişti.
kız fotoğraflara bakarken "siler misin bunları?" diye sordum belli bir kızgınlık tınısıyla. "hepsini bakeceğimm öyleee" cevabı karşısında kalakaldım, üçe kadar saymaya çalıştım, ispanyolca, una, dos, tres! kardeşimin okuldan çıkması gerekiyordu artık apartmanın bahçesinde beklemeye başladım umutlarım bitmeye başlamıştı ki sonunda geldi hemen çantamı ona verip fotoğrafçıya gittim kadına bir gofret verdim teşekkür ettim evime kavuştum. Bahar aradı, "sinemaya gidelim yaaa nezmandır gitmeyoruss" dedi, şöyle bir düşündüm yarın fizik yazılısı vardı, yani saat itibariyle bugün, ama sıkılmıştım biraz, daha önce çalışmıştım neden olmasındı neden hep vardı.
Baharla uzun süredir görüşmüyordum, özlemiştim. aramızda değişik bir bağ var, ilkokul arkadaşım, 21 gün 24 saat biriyle yaşamının zorluklarını ve güzelliklerini gösteren biri hani biri vardır yanında aptalca şeylere bile deli gibi gülersiniz ya öylesinden. hem bugün gnctrkcll günüydü ekonomik açıdan da zorluk yaşanmaz, güneşli günler bize kalırdı. recep ivedik'in son günüydü ama yine de boşverdik, erteledik. "vantage point" en tercih edilebilir olandı, ee zaten tercih de oydu. bahar daha az mesajlaşsa güzel bir film olabilirdi! yine de zeytin gözlü abimiz Eduardo Noriega yeter bea! eve geldiğimde saatin 23.55 olmasının yanı sıra m.'den gelen "çalıştın mı lan" mesajı kendime gelmemi sağladı. ufak bir püzür daha vardı çalışmam için. kardeşimin dönem ödevini bitirmem gerekiyordu. başladım... 1,5 saat kalkmadan yazdım.. yazdım.. bitirdim.. bursunu alır almaz vereceği 20 yetele'den ziyade pek muhterem, biricik kardeşimin geleceğiydi, kötü not almamasıydı düşündüğüm eheh. sonrası? sonrası.. lise son fiziği... uyku mu? o da ne...

erhu

tey tey tey...

21 Nisan 2008 Pazartesi

ayla

söyle ayla. sen de özlemedin mi, don'u? evet, ayla. küçücük bir çocuktun. ben saklambaç oynarken siz kemanınızla savaştınız, benim suna'm topu tutardı seninkisi kan'ardı, ayla. okumayacağını bilmem engel değil, devam etmeye. nedeni sensin, ayla.

----------------------bölüm 5: desde-mona-lisa----------------------------

iki kadın gördüm
biri Desdemona
biri Mona Lisa
biri Othello dedi
biri hello
ikisi de ayrı tragedya

saf dürüstlüğün, yalan ve düzen dünyasına yenilgisi bizi mutlu etmekte mi? "oh olsun" yalnızca bir film olarak kalabilirken neden dillerimizdedir, hâlâ? çevrendekilerin zayıf taraflarını yakalamaya çalıştığını, itiraf et. en az Iago kadar kötüsün. renkli bir dünyada renksiz olmak istemedin. Othello'nun yüreğini karartan sendin, ama.

gerçek mi bunlar
acı senin kalbin mi?
bir denemeden öteye geçemeyen
dur sana bir yer edineyim
kafatasının içindeki şapkalı â'da

bir mutluyum. bir mutsuzum. kendimden geliyor, kendime varmıyor. bir mutlu, bir mutsuz. görülecek bahçe kalmamış demiş, ayla. bahçe görmek istemiyorum ben oysa. tek canlılığı, tez canlılığı, olsun bitsincilik de biter mi, ayla?

onunla konuşamam, don ile yani, önce hikayeyi toparlamam gerek son bölümde oldukça uzaklaşmıştık, çünkü. parçalarına ayırmıştık, karıştırmıştık. ama cervantes kızmadı, ilk kez belki de. alıştı bana. oynamama izin veriyor yalnız bekçisi masalının ne de olsa.

"büyük uçurtmamı çalmışlar deliliğimden, mor gözlü ölüsü bir pazar, onu bulamıyorum"
diyen de benim adaşım, "ikinciliklerde daha iyiyim" diyen de benim adaşım, "yhaa süferr" diyen de benim adaşım. isimler silikleşiyor böylesinde.

sardunyaları satarken bir öyküsü olan çocukla karşılaştım
kar yağan bir şehir özlemimi anlattım
fırından bir pide aldık, kopara kopara yürüdük
eğer ölümün arkasından konuşuyorsan neden yok özlemene dedi
neden yok, ütülenmesin, kalsın öyle istemedim
yok oldu

--------------------------------------------------------------------------------

liebesleid

ve yeniden sahnelenir oyun...


19 Nisan 2008 Cumartesi

Kalihora için...


bilmek belki de bildiğim için okumayacağını, umut belki de bir umut sadece.
yazmak istemiyorum çünkü o zaman anlıyorum ben sadece onu seviyorum, tek.
biraz zaman sadece gerekli olan. zamanları böle böle yok ediyoruz. nilgün hâlâ bulamadı, adaş. hâlâ kökten farklarımız, hâlâ bekleme odasındayım. eski ben biraz daha kafası karışık. savaşmıyorum şimdilik don ile. o kadar gücüm yok. 9 ders gördüm bugün dershanede. şimdi aslında bunları yazmayıp celal aydın'ın yer yer ilginç sorularıyla bezediği integral kitapçığını sindirmem gerek. bir sabahı bir de laflog'u düşünmemeli. yaşasın birler! ölüm de değişti, burada. o bile derin. derin bile sığ.
tanıdık bir ses gibiydin, kalihora. özledim.

2 Nisan 2008 Çarşamba

benmişim


bugün aylardan sonra rehberlik dersinde geometri işlemek yerine "kırmızı koltuk" diye bir oyun oynadık. birisi sandalyeye oturuyor, diğer kişiler oturan kişinin hakkında düşündüklerini küçük bi' kağıda yazıyor (istersen ismini yaz istersen yazma) daha sonra onlar yüksek sesle sınıfta okunuyor.
kırmızı koltuk benimdi.
sınıfa göre ben buymuşum; (imla hatalarını düzeltmedim)

-iyi bir öğrenci
-e.'cim seequ puturcuğum... eğlenceli insan... sen olmasan bu 4 yıl bana zehir olurdu. sayende kimya dersleri eğlenceli hale geliyor ve figen'e daha iyimser bakıyorum.. adamım yaa.. hiç unutmayacağım, hep qzl hatırlayacağım seni... öpücük, öpücük, öpücük. ayşe betül.
-gittikçe fizik manyağı oluyorsun. nalan hocanın tahtına aday görüyorum seni. seni çok seviyorum. iyi ki aynı sınıftayız.
-rakın kok gibisin, çadırları deviriyon yavaş gel!
-e. ya bizce çok küpsün! çok şekersin bizce. ama sakın sinirlenme! onun dışında seni çook seviyoruz gerçi öyle de seviyoruz. sana gülmekten karnımın ağrısını hala unutamıyorum. çok gülücüklüsün! hadi hoşçakal. biz 2 kişi yazdık bu kağıdı?? bir de tavsiye daha çok deneme sınavına gir, hani öss için, hı?
-e. çok zeki bence sınıfta ömer'den sonra en iyi o!
-çok iyi bir insansın için dışın bir en azından.
-e. bugüne kadar tanıdığım en komik, en tatlı, en iyi, en sevecen tam anlamıyla herkese örnek olabilecek bir insansın. özellikle yaptığın güzel esprileri çok ama çok seviyorum.
-uyuyamıyorum her gece, gerizekalı e.. allah'dan tek isteğim genetik mühendisliğini kazanman.
-çok ilginç ve çılgın birisin. esprilerin bazen insanın kafasında saç bırakmıyor. şekil 1.a (onur k.) çok iyisin!
-e.. en sevilesi insan(!), esprilerin kraliçesi(!). bu fizik aşkının nerden geldiğini anlamış değilim. ingilizce dersindeki çizimlerini unutamıyorum. galiba hayatımdaki en renkli insansın. her şeye esprikli(!) yaklaşman beni benden alıyor. neyse hadi öpüyorum.
-iğrenç espriler yapıyorsun. bazen çok boş ve gereksiz konuşuyorsun. yine de iyisin.
-sayın e... yahu sana sözcükler yetmez. sen çok farklısın (ruh hastası) diğerleri gibi değilsin ama sewiorum seni iisin gelecekte başarılar. genetik mühendisi hadi baim şu hasan'ın genlerini değiştir.
-gereksiz bir insansın
-en çok yadırgadığım özelliğin sinirli olduğun zaman bizi çok kırman. onun dışında bir de iyi espri yapsan tam olacak.
-iyi bir öğrenci (2)
-iyi bir öğrenci (3)
-mariconların lideri. virgo'nun müdavimi. kurbağa kulaklıklı insanımsı yaratık. felsefe yazılısı.. güvender fizik 1-2..

sınıf mevcudu 5 kişi eksikti. 2 kişiyle konuşmadığım için yazmadılar bile.
evet, özleyeceğim galiba. bilemedim.

1 Nisan 2008 Salı

gün

bi' itiraf: laflog u özledim.

bir fotoğraf: olamadan gitti.

bi' reddediş: zorunluluk kaybındandı.

ekranda hala görüntüler görmek; servisin penceresinden, televizyon da var ama hiç çalışmadı şimdiye dek, eray abi numarasını kim bilir hangi internet kafeden çıkarttırdığı kağıda yazdırmış, ekranın üstüne yapıştırmış.
okul öyle şimdiye dek gittiklerim gibi, öyle ben değil ki, öyle yabancı ki hala bana, hala kalabalık, hala terli çocuklar, hala etekleri katlanmış kızlar, hala kızgın suratlı öğretmenler, hala aidat toplamak isteyen müdürler, hala okul.
yine sabah uyanıyorum. aklımda bi' yolculuk var. sonra yok. sonra servise biniyorum, kafamı yaslıyorum cama ama bu yolculuk değil. ilk ders inkilap, yani tarih gibi yaşanmış, yani bu sınıf gibi yaşayan, "aşer vergisi" diyor hoca kaldırıldı köylünün yükten kurtulması için, tarım alanında yapılan yeniliklerden, ben hala okuduğum kitabı hocadan saklıyorum, izmir kazanamadı, o parayı türkiye'ye verirler mi diyor, milanoooni demek istiyorum, susuyorum.

sonraki ders geometri. koniyi görüyoruz, aslında sadece çiziyoruz, hacmi "birbölüçpirekarehaş". yüksekliği olmayan insanlar tanıdım hepsi de hacimliydi oysa. ama o değil ki. iki ders matematik var hemen ardırdan, sadece soru çözüyoruz, hacimleri integralle buluyoruz ama hacimsizler bu sefer, yükseliyorlar oysa. evet, bu sefer o.

beden, beden, test çözsen neyden. ing yazılısı, reading'in başlığı morton, kelimeler yabancı, uzak, sınıf anlamıyor, yapamıyoruz, mort oluyoruz belki de. edebiyat en son ders, hoca yok olsa bile artık işlemiyoruz dersi test çözmek ya da ötekilere çalışmak onun tavsiyesi.

yine servise biniyorum, iniyorum. kardeşler var dershanenin yanında, çay içiyorum, kare poğaça, sıcak... yorum yok yan masadakilere, benimle yaşıt, karşıtlar oysa. derslerden söz ediyor kız. düşmanca bakıyor, oğlan. aceleyle fizik-1 dersine yetişiyorum, iş-güç-enerji. güç diyor hoca birim zamanda yapılan iş ya da harcanan enerjidir. hayır, demek istiyorum, değildir, enerji harcamamak, sabit kalmak daha güç hocam, bir deneyin, eve gidin, kocanıza yemek yaparken bir deneyin, televizyon izlerken, giyinirken, konuşurken, sevişirken, uyurken bi' deneyin n'olur demeliyim ama birimi watt dır diyor, what? joule bölü saniye açıklaması. içindeki zembereği görüyorum enönsıradaoturangözlüklükız, tüm enerjini görebiliyorum. enerji mekanik eşittir enerji potansiyel artı enerji kinetik. bunları zaten biliyoruz, yapılan iştir bir cismin enerji değişimi. işi var cismi yok.